Mudanya Mudanya - Yaşam ve Kent Kültürü










41 
Merhaba Zeytin Dostları..
        Yazilar


Hüsmen SOLMAZ    
  Yayın Tarihi: 31.3.2009    

Merhaba Zeytin Dostları..

Grubumuzda gene biraz sessizlik oldu, bugün zeytini ilgilendirmeyen! bir konudan yazalım dedik ama, zeytin dışı olacağından, moderatörün makasına takılmayalım ve ZTÜK’ün (ZeytinTürkÜstKurulu) hışmına uğramayalım diye adını böyle koyduk:
Bir Zeytincinin Görevi!
“Martın onbeşi yaz, onbeşi kış”, “Mart içeri, çingen dışarı” .... derler köyde.
Bu seneki Mart ayınınn, yerel seçimlerden dolayı kimlerin kafalarında siyasal zafer ışıkları yakacağını, kimlerin umutlarını yıkacağını merak etmiyoruz.

Havadan sudan sonra, Bugün 5 Mart, üçüncü cemre de toprağa düştü.
Bu artık son cemre, dördüncüsü yok, havalara bakıp da ehemmiyetinin kalmadığı düşünülmemeli.
Konuya girecek olursak: Biz bu cemreleri kolay düşürmedik!
Başvurduk, talepte bulunduk, sabırla bekledik.
Olmadı, yukarıya topluca dilekçeler verdik.
O bakımdan kıymetini bilmek gerek. Sonra yine işimiz düşerse, hareketlerimize dikkat edelim!
Hadi bakalım, gözler üzerimizde..

Cemreler düştü, işi hallettik ama dışarda hala sulu kar yağıyor diye havalarımızın sıfıra indiği zannedilmesin.
Zaten yazıyı okuyup da önerilerimizi dikkate alanlar hakkımızı teslim edecektir.
Cemre meselesiyle ilgili olarak şahsımızın da küçümsenemeyecek gayretleri olmuştur.
Yukarıdakine "Ne olacak bu işler?" yollu yaptığımız başvuruların olumlu neticelerinden bahsediyoruz.
Zaten o tarihten itibaren, “Zeytin Gözlü Zamanlar’dan” beri, “Çakır Yıldız Boz Kırağı’dan” hemen sonra yani, AB’ye, ABD’ye, BM’ye, Kıbrıs’taki gölge oyununa, yerel seçimlere kitlenmiş bürokrasiye rağmen, cemrelerin birer hafta arayla peşpeşe düşmelerine ve baharın gelmesine yönelik bürokratik işlemlerdeki hızlanma dikkatinizi çekti mi bilmiyorum?

Gerek toprağa, suya ve havaya düşen cemreler konusunda yazdıklarımız, gerekse de "Bu bahar gelecek. Başka yolu yoktur!" başlığı altında, ağaçlarımızın baharın gecikmesine duyduğu isyanı dile getirişimiz...
Kolay gelmedi yani bahar, bu kez daha çok uğraştırdı ama minnettarlık da beklemiyoruz.
Bir zeytincinin görevi ağaçlarının ihtiyaçlarına cevap vermek değildir de nedir?
Ama hakkımız var bu bahar üstünde, onu da söylemeden geçmemek lazım!
Tabii sarf ettiğimiz şahsi gayretlerden dolayı bu baharın kıymetinin daha iyi bilinmesi gerektiğine ilişkin birkaç kelam etme hakkımız da doğmuş oldu.

Koca kafalı erkek kedilerle, onlara karşı ilgisizmiş gibi duran, ama pek de kaçmayan nazlı dişilerin, artık alçak damlı çatılar kalmadığından, kentlerdeki park köşeleriyle yüksek duvarlı bahçe kıyılarında başlayan aşk kongrelerinden sonra, üç haftadır ilk olumlu tepkiler erik ve badem ağaçlarından da gelmeye başladı.
Şehirlerin sabırsız, pembe beyaz tenli kadınları gibi onlar.
Daha baharın ilk günü kazakları naftalinleyip sandıklara kaldıranlar gibi yani.
Onlar henüz soğuk olan gecelerde rüzgarlı ve çiçekli kısa etekleriyle üşümeye razı olanlar.
Böyle yaparlarsa bahar belki daha çabuk gelir diye bize yardım etmek için çabalayanlar, bizim yanımızda olanlar, yazlıkları çıkarmakta acele edenler...
Bana göre onlar bu baharda hayretli bir aşkı hakettiler.
O yüzden heyecanlı erikler ve bademler, şehirdeki kimi kadınlar gibi.
Bazı zeytinci adamlar da bu telaşı sessizce anlarlar.
O adamların bazıları bu bahar, çiçekli kısa etekleri olan sabırsız kadınları öpecekler.
Çünkü kuş telaşıyla yaşayan kadınlar, yaşın ve sevginin ağırlığına karşın uçabilen, zeytin kanatlı adamları seçerler.

O bakımdan birtakım tavsiyelerimiz olacak.
Bunları uygulamak veyahut tamamen umursamaz havalara bürünmek kendinize kalmış.
Ama şunu da hatırlatalım: Sonra yine işimiz düşer de, yaz gelsin istersek, güz gelsin istersek, ya da "Yeter! Kış tekrar gelsin!" diye tutturursak diye yüzümüz olsun.
Yani yüksek mevkilerle olan sıcak ilişkilerimize başvurma lüzumu tekrar doğarsa!
Tehditkar bir hava takınmak istemeyiz ama yine de hareketlerimize dikkat edelim diyoruz.
Biz, olduğumuz insan olarak, kışın yeterince vakit geçirdik.
Ne yapalım ki buraya kadarmış diyelim. Bu baharla birlikte yeni bir insan olalım.
Oturup bir kağıda kendimizde beğenmediğimiz halleri madde madde yazalım.
Sonra bu kağıtlarımızı, bulunduğumuz yerin koşullarına göre denize, göle, dereye atalım.
Hiçbir şey bulamayanlar küvette, onu da bulamayanlar lavaboda biraz yüzdürüp çöpe atabilirler. Onlar da cemreli su nihayetinde!
Kendi üzerimizde karar veremezsek ağaçlar üzerine nasıl karar verebiliriz ki?

Ağaçlarımız ve ormanlarımız bir bir yok oluyor.
Kimi yanıyor. Kimi de gecenkonducuların, villacıların kurbanı oluyor.
Şimdi bir de madenciler gözlerini diktiler.
Oysa zeytinsiz bir ülke, komadaki bir insana benzer.
Bize göre, zeytine ve doğaya gönül verenlere göre en büyük tehlike, ne terör, ne enflasyon ne de siyasi yozlaşma değil, ağaçsızlaşma ve ormansızlaşmadır.
Bu tehlike önlenmediği takdirde sadece iklim değişmekle kalmayacak, yiyecek bir zeytin bulamayacağız, üzerinde barınacağımız toprak bulmak bile güçleşecek.

En az haftada bir gün mutlaka ve mutlaka "Tarla Günü" düzenleyelim kendimize.
Tabii isteğe göre "Ağaç Günü”, “Fidan Günü" hatta “Kuzu Günü” bile olabilir.
Şöyle olur: Sabahın köründe kargalar kahvaltı etmeden ve de kimselere haber vermeden son derece şüphe uyandırıcı bir şekilde evden vınlayıp doğruca tarlaya.
Bizi, kendimiz gibi hissettirmeyen hiçbir şeyi yanımıza almak yok, tek tabanca yaya olarak!
Dolayısıyla eller cepte değil yanda.
Bu haldeyken, hafta içinde gizlice belirlenen tarla güzergahına doğru yola çıkılır.
Lüzumlu lüzumsuz etrafa bakılır. Bazen manasızca durup başka yönlere doğru şaşkın şaşkın yürünür.
Pırıl pırıl çimenlerde, bembeyaz papatya tarlalarında yayılan koyun sürüleri kollanır, kolayca bulunur, çobana seslenilir, ”getir şurdan bir kuzu”, hemen birtane tutup verir kucağına, kendin bile kolayca yakalarsın ancak, çobanla değil ama, çomarla sorun yaşanabilir, risk almadan kuzuyu sev, burnunu yaklaştır kuzunun ağzına doğru, küçücük vücudu titreyerek meleyecektir, sütle karışık naneli klorofil kokusu duyarsın, istersen kokusunu da, sesini de tutabilirsin öteki elinle, süt kokusu deyince, kasap vitrinlerinde yazan “süt kuzusu” bu mu? diye o anda sorulur kendi kendine, yazıklar olsun denir içinden kuzunun anlayamayacağı şekilde. Sonra sımsıkı sarılınır kuzuya, fotoğraf çektirir gibi, sonra pozu fazla uzatmadan yavaşça bırakılır yere ve bacaklarını yalpalaya yalpalaya annesinin yanına gidişine, annesinin bacaklarının arasına girmesine bakılır. Bakma eylemi, özellikle bu sahne çok tavsiye edilir..

Sürünün yanından ayrılırken gözler kıvış kıvış kamaşana kadar buluta bakılır gökyüzündeki. Tarla yolunda görülen her şeyle ilgili, kendi kendinize, tamamen delilik derecesinde espriler yapılabilinir.

Yollarda geçerken burnunuz bir koku yakalar, kulağınıza bir ses dolanır.
Pıtır pıtır nedensiz neşeler düşer içinize. Bugün güzel bir şey olacak dersiniz kendinize.
En azından bu faydası vardır cemrelerin. "iyi bir şey olacak" diye diye çünkü, güzel bir şey yaparsınız mutlaka.
Öyle olursunuz ki artık, insanların tarih boyunca neden bahar şenlikleri yaptığını daha iyi anlarsınız.
Kişisel bahar şenlikleriniz için taze ışıklar, renkli otlar alırsınız ellerinize.
Şıpır şıpır olursunuz işte, bata çıka sevinirsiniz. Kalbinize yakın bir yerde yeşil bir alan açılır.
Oraya bir ağaç dikin!
Göğsünüzde şipil şipil yeşil bir ağaçla dolanırsınız sürekli. Fena mı olur?
Basbahar olursunuz...

İçimden geçeni de yazmak istiyorum.
Aslında insan kendi kendineyken bir problemi yok.
Huzurumuzu kaçıranlar olmasa bayağı da neşeli insanlarız.
Bu tarla günü, ağaç günü, kuzu günü de zaten insanın, aslında kendi kendisiyle nasıl da iyi geçimli bir kişi olduğunu hatırlatmak için.
Bunu korumanın ne önemli bir şey olduğunu anlamak için.
Neşemizi bozan hiçbirşeyi hayatımıza sokmamayı öğrenmek için.
Yani işte bu bahar, en az haftada bir gün "Ağaç Günü" düzenlenecek sevgili zeytin dostları! Zira sizler, çok kıymetli kişilersiniz.

Bir de gündüz rakısı var ;
Güneşin rakı burcuna girmesinden epey öncesi, öğleden sonrası..
Gün ışıklı bir kır lokantasının bahçesinde. Yeni kesilmiş dal gözlerinden şıpır şıpr su damlayan asmanın altında tek başına keyif çıkarmak.
İncinmiş, çizik yemiş hassas ruhların nekahet için kuytulara kaçmaları başkadır, insanın kendi yalnızlığıyla dost olması başkadır.

Orta yaşa yakın garson, gülümseyerek yiyeceklerinizi getirip, sonra da çok lezzetli olduklarını söylerken, işin püf noktasını bulmuş gibi, yaşamınızı güzelleştirmeye çalışırken siz ;
Gözde kara gözlüklerle, masanın beyaz örtüsünün ışığı, "çok iyi bir şey olacak" hissi yaratarak, ayna gibi yüzünüze vururken..
Neşeli Zeytinyağlı Yeşil Salata ve Uysal Beyaz Peynirle içilen.
Yakın bir yerden gelen kuş sesine daldıran.
Tatlı tatlı sevindiren, tatlı tatlı düşündüren, tatlı tatlı hüzünlendiren.
Çakır keyif olunca da soran insanlara, CTM’den veya yerine göre Si Ti Em’denim (Cemre Tahkikat Müfettişliğinden) dedirten..

Neyse, açmayalım oralarını...
Haydi bakalım, gözler üzerimizde!

Kolay gelsin.


Hüsmen SOLMAZ



Fotoğraflar


[Fotoğrafı büyültmek için üzerine tıklayın.







[ Yazdırılabilir Sayfa ]   /    4880   


YORUMLAR

Bu yazı için henüz yorum yazılmamıştır.


Hüsmen SOLMAZ yazıları
Yazilar

  .:: Yazılar


       

* Yazıların sorumluluğu yazarına aittir.
* Yasal Uyarı


© Mart 2009, MudanyaMudanya.com